Kitap okuyarak ve dinleyerek İngilizce öğrenmeye hazır mısınız? 🚀
Bu yepyeni serimizde, dünyaca ünlü polisiye yazarı Agatha Christie’nin ölümsüz eseri “Death on the Nile” (Nil’de Ölüm) kitabını bölüm bölüm inceliyor, hem dinleme hem de kelime pratiği yapıyoruz!
Bu videoda ilk bölümün giriş kısmını ele aldık. Karakterlerin repliklerini ve anlatıcı bölümlerini hem İngilizce hem de Türkçe seslendirmeli olarak bulabilirsiniz. Videonun sonundaki “Kelime Kartları” bölümünü kaçırmayın!
| “Linnet Ridgeway!” | “Linnet Ridgeway!” |
| “That’s her!” said Mr. Burnaby, the landlord of the Three Crowns. | “İşte o!” dedi Three Crowns hanının sahibi Bay Burnaby. |
| He nudged his companion. | Arkadaşını dürterek uyardı. |
| The two men stared with round bucolic eyes and slightly open mouths. | İki adam yuvarlak, köylü gözleri ve hafifçe açık ağızlarıyla bakakaldılar. |
| A big scarlet Rolls-Royce had just stopped in front of the local post office. | Büyük, scarlet (kıpkırmızı) bir Rolls-Royce az önce yerel postane önünde durmuştu. |
| A girl jumped out, a girl without a hat and wearing a frock that looked (but only looked) simple. | Bir kız arabadan atladı, şapkasız ve basit görünen (ama sadece görünen) bir elbise giymiş bir kız. |
| A girl with golden hair and straight autocratic features—a girl with a lovely shape— a girl such as was seldom seen in Malton-under-Wode. | Altın saçlı ve dik, otoriter yüz hatlarına sahip bir kız—güzel bir vücuda sahip bir kız— Malton-under-Wode’da nadiren görülen bir kız. |
| With a quick imperative step she passed into the post office. | Hızlı, buyurgan bir adımla postaneye girdi. |
| “That’s her!” said Mr. Burnaby again. | “İşte o!” dedi Bay Burnaby tekrar. |
| And he went on in a low awed voice: “Millions she’s got…Going to spend thousands on the place. Swimming pools there’s going to be, and Italian gardens and a ballroom and half of the house pulled down and rebuilt….” | Ve düşük, hayran bir sesle devam etti: “Milyonları var… Buraya binler harcayacak. Yüzme havuzları olacak, İtalyan bahçeleri ve bir balo salonu ve evin yarısı yıkılıp yeniden yapılacak….” |
| “She’ll bring money into the town,” said his friend. | “Kasabaya para getirecek,” dedi arkadaşı. |
| He was a lean, seedy-looking man. | Zayıf, sefil görünümlü bir adamdı. |
| His tone was envious and grudging. | Tonu kıskanç ve isteksizdi. |
| Mr. Burnaby agreed. | Bay Burnaby katıldı. |
| “Yes, it’s a great thing for Malton-under-Wode. A great thing it is.” | “Evet, bu Malton-under-Wode için harika bir şey. Harika bir şey gerçekten.” |
| Mr. Burnaby was complacent about it. | Bay Burnaby bu konuda kendinden memnundu. |
| “Wake us all up proper,” he added. | “Hepimizi gerçekten uyandıracak,” diye ekledi. |
| “Bit of difference from Sir George,” said the other. | “Sir George’dan biraz farkı var,” dedi diğeri. |
| “Ah, it was the ‘orses did for him,” said Mr. Burnaby indulgently. “Never ‘ad no luck.” | “Ah, atlar onu bitirdi,” dedi Bay Burnaby hoşgörülü bir şekilde. “Hiç şanslı olmadı.” |
| “What did he get for the place?” | “Yer için ne kadar aldı?” |
| “A cool sixty thousand, so I’ve heard.” | “Tam altmış bin, duydum ki.” |
| The lean man whistled. | Zayıf adam ıslık çaldı. |
| Mr. Burnaby went on triumphantly: “And they say she’ll have spent another sixty thousand before she’s finished!” | Bay Burnaby zaferle devam etti: “Ve diyorlar ki işi bitirene kadar başka altmış bin daha harcayacak!” |
| “Wicked!” said the lean man. “Where’d she get all that money from?” | “Kötü!” dedi zayıf adam. “Tüm o parayı nereden buldu?” |
| “America, so I’ve heard. Her mother was the only daughter of one of those millionaire blokes. Quite like the pictures, isn’t it?” | “Amerika, duydum ki. Annesi o milyoner adamlardan birinin tek kızıymış. Tıpkı resimlerdeki gibi, değil mi?” |
| The girl came out of the post office and climbed into the car. | Kız postaneden çıktı ve arabaya bindi. |
| As she drove off, the lean man followed her with his eyes. | Arabayı sürüp giderken, zayıf adam gözleriyle onu izledi. |
| He muttered: | Mırıldandı: |
| “It seems all wrong to me—her looking like that. Money and looks—it’s too much! If a girl’s as rich as that she’s no right to be a good-looker as well. And she is a good-looker… Got everything, that girl has. Doesn’t seem fair….” | “Bana tümü yanlış geliyor—böyle görünmesi. Para ve güzellik—bu çok fazla! Eğer bir kız bu kadar zenginse aynı zamanda güzel olmaya hakkı yok. Ve o güzel… Her şeye sahip, o kız. Adil gelmiyor….” |
