🎵 Queen – Bohemian Rhapsody | İngilizce ve Türkçe Sözler 🎵
Bu videoda Queen’in efsanevi şarkısı Bohemian Rhapsody’yi önce İngilizce sözleriyle, ardından Türkçe çevirisiyle izleyebilirsiniz.
Bu içerik;
✅ İngilizce kelime dağarcığını geliştirmek,
✅ Dinleme becerisini artırmak,
✅ İngilizce-Türkçe karşılaştırmalı öğrenmek,
✅ Şarkılarla İngilizce çalışmak isteyenler için hazırlanmıştır.
🎧 Şarkı: Bohemian Rhapsody
🎤 Sanatçı: Queen
ORJİNAL KLİP: https://www.youtube.com/watch?v=fJ9rUzIMcZQ
SÖZLERİ VE TÜRKÇE ÇEVİRİSİ:
| Bohemian Rhapsody | Bohemian Rhapsody |
| Is this the real life? | Bu gerçek hayat mı? |
| Is this just fantasy? | Yoksa sadece bir fantezi mi? |
| Caught in a landslide | Bir heyelana yakalanmışım |
| No escape from reality | Gerçeklikten kaçış yok |
| Open your eyes | Gözlerini aç |
| Look up to the skies and see | Gökyüzüne bak ve gör |
| I’m just a poor boy, I need no sympathy | Ben sadece fakir bir çocuğum, merhamet istemem |
| Because I’m easy come, easy go | Çünkü ben kolay gelir, kolay giderim |
| A little high, little low | Biraz inişte, biraz çıkışta |
| Anyway the wind blows, doesn’t really matter to me, to me | Rüzgar ne yönden eserse essin, benim için hiç fark etmez, etmez |
| Mama, just killed a man | Anne, az önce bir adam öldürdüm |
| Put a gun against his head | Tabancayı kafasına dayadım |
| Pulled my trigger, now he’s dead | Tetiği çektim, şimdi o öldü |
| Mama, life had just begun | Anne, hayatım yeni başlıyordu |
| But now I’ve gone and thrown it all away | Ama ben artık bittim, gittim ve her şeyi çöpe attım |
| Mama, ooo | Anne, ooo |
| Didn’t mean to make you cry | Seni ağlatmak istememiştim |
| If I’m not back again this time tomorrow | Eğer yarın bu saatte dönmemiş olursam |
| Carry on, carry on, as if nothing really matters | Devam et hayatına, devam et, sanki hiçbir şey önemli değilmiş gibi |
| Too late, my time has come | Çok geç, vaktim geldi |
| Sends shivers down my spine | Tüylerim diken diken oluyor |
| Body’s aching all the time | Vücudum sürekli sızlıyor |
| Goodbye everybody – I’ve got to go | Hoşça kalın herkes – Gitmem lazım |
| Gotta leave you all behind and face the truth | Hepinizi geride bırakıp gerçekle yüzleşmeliyim |
| Mama, ooo – (anyway the wind blows) | Anne, ooo – (rüzgar ne yönden eserse) |
| I don’t want to die | Ölmek istemiyorum |
| I sometimes wish I’d never been born at all | Bazen hiç doğmamış olmayı diliyorum |
| I see a little silhouetto of a man | Küçük bir adam silueti görüyorum |
| Scaramouch, scaramouch will you do the fandango | Scaramouche, Scaramouche, o ölüm dansını yapacak mısın? |
| Thunderbolt and lightning – very very frightening me | Şimşek ve yıldırım – çok çok korkutuyor beni |
| Gallileo, Gallileo, | Galileo, Galileo, |
| Gallileo, Gallileo, | Galileo, Galileo, |
| Gallileo Figaro – magnifico | Galileo Figaro – muhteşem |
| But I’m just a poor boy and nobody loves me | Ama ben sadece fakir bir çocuğum ve kimse beni sevmiyor |
| He’s just a poor boy from a poor family | O sadece fakir bir aileden gelen fakir bir çocuk |
| Spare him his life from this monstrosity | Onu bu kabustan kurtarıp canını bağışlayın |
| Easy come easy go – will you let me go | Madem her şey kolay gelir kolay gider, kolayca gitmeme izin verecek misiniz? |
| Bismillah! No – we will not let you go – let him go | Bismillah! Hayır – seni asla bırakmayacağız – bırakın onu |
| Bismillah! We will not let you go – let him go | Bismillah! Seni asla bırakmayacağız – bırakın onu |
| Bismillah! We will not let you go – let me go | Bismillah! Seni asla bırakmayacağız – bırakın beni |
| Will not let you go – let me go (never) | Seni asla bırakmayacağız – bırakın beni (asla) |
| Never let you go – let me go | Seni asla bırakmayacağız – beni asla bırakma |
| Never let me go – ooo | Asla bırakma beni – ooo |
| No, no, no, no, no, no, no – | Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır – |
| Oh mamma mia, mamma mia, mamma mia let me go | Ah mamma mia, mamma mia, mamma mia bırakın beni |
| Beelzebub has a devil put aside for me | Beelzebub benim için kenara özel bir iblis hazır tutuyor |
| For me | Benim için |
| For me | Benim için |
| So you think you can stone me and spit in my eye | Demek beni taşa tutabileceğini ve gözüme tükürebileceğini sanıyorsun |
| So you think you can love me and leave me to die | Demek beni sevip sonra da böyle ölüme terk edebileceğini sanıyorsun |
| Oh baby – can’t do this to me baby | Ah bebeğim – bunu bana yapamazsın bebeğim |
| Just gotta get out – just gotta get right outta here | Çıkıp gitmeliyim – hemen defolup gitmeliyim buradan |
| Ooh yeah, ooh yeah | Ooh evet, ooh evet |
| Nothing really matters | Hiçbir şey gerçekten önemli değil |
| Anyone can see | Herkes görebilir bunu |
| Nothing really matters – nothing really matters to me | Hiçbir şey gerçekten önemli değil – hiçbir şey önemli değil benim için |
| Anyway the wind blows… | Rüzgar ne yönden eserse essin… |
